Belgesel Sinema Tarihi

Temmuz 12, 2007 at 6:30 pm Yorum bırakın

vertov-negro.jpg1930’lu yılların başında sinema sanatında yeni bir terim saygınlık kazanmaya başladı; “documentry film-belgesel film” Bu terim genellikle İngiliz John Grierson’un adıyla birlikte geçiyordu. Aslında terim pek yeni sayılmazdı. Fransızlar documentaire terimini, gezi filmleri için kullanıyorlardı.Grierson, 1926 Şubatı’nda New York Sun’da yayınladığı bir eleştirisinde bu terimi o güne kadar alışılagelenden çok değişik bir anlamda kullanıyordu. Robert Flaherty’nin Güney Denizleri’nde çektiği Moana’yı değerlendirirken Grierson şöyle diyordu; “Polonezyalı bir gencin günlük yaşamındaki olayların görsel bir anlatımı olarak, filmin belgesel bir değeri var.”

Flaherty’nin filmi için kullanılan bu “belgesel” sıfatının o sırada bu yazıyı okuyanlarca nasıl anlaşıldığını bugün için kestirmek olanaksız. Grierson daha sonra bu terimi “gerçeğin yaratıcı bir biçimde işlenmesi” ya da “gerçeğin yaratıcı bir biçimde yorumlanması” diye tanımlayacaktır.

Yerleşik olarak kullanılan dökümanter, belge film, ilk kez Fransızlar tarafından, gezi filmlerinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Bugün ise, ilk anlamından farklı bir anlamda kullanılmaktadır.

Sonraki yıllarda pek çok tartışmaya konu olan bu terim gerçekte günümüzde bile kesin bir tanıma ulaşabilmiş değildir.

Belgesel “Gerçek yaşayıştan alınan herhangi bir olguyu, kendi doğal çevresi ve akışı içinde ya da buna en yakın biçimde sonradan kurulmuş bezemlerde, seçilmiş yerlerde işleyen, çok kez belirli bir ereği yansıtan filmler” olarak tanımlanabilir.

Sinemanın gerçeğe üç temel yaklaşımı vardır. Gerçeği açıklama, gerçeği öykünme ve gerçeği soruşturma.
Bunların ilkinden gerçekçi bir estetik, yeryüzünü en yalın biçimiyle, olduğu gibi göstermeyi amaçlayan bir gelenek doğmuştur.

Gerçeğe öykünme ise, gerçekle doğrudan kurulan bağlantıyı bir yana bırakıp
gerçek yaşamın inandırıcı bir benzerini yansıtmayı amaçlar. Bu daha çok öykülü sinemada rastlanan bir gerçeklik anlayışı olmuştur. Gerçeği soruşturma da ise ulaşılmak istenen, görünen gerçeğin altında yatanın yani gerçeğin özünün araştırılmasıdır.

Gerçeği bir öykünün yörüngesinde değil, gerçekliğin kendi dramatik gerilimi içinde aktararak seyircisinin gerçek dünyaya yeni bir gözle bakmasını sağlamaya çalışan belgesel sinema, seyirciden olaylar ve kişilerle kendini özdeşleştirmek yerine bunları tartıp yorumlamasını bekler.

Belgesel türün dramatik gerilimini, yaşamın kendi içindeki dramatik ögeler oluşturur. Bu ögeler, sinema sanatçısının kendine özgü yorumları ve biçimiyle etkinlik kazanır.

Belgesel Film, gerçek yaşamdan alınan herhangi bir olguyu kendi doğal çevresi ve akışı içinde ya da buna en yakın biçimde sonradan kurulmuş bezemler (dekorlar), seçilmiş yerlerde işleyen, çok kez belirli bir amacı yansıtan film çeşididir.

Belgesel filmin amaçlarını kabaca şöyle sıralayabiliriz

1- Toplumların sorunlarını gözler önüne sermek
2- Toplumları ve toplumları oluşturan kültür, sanat, yaşam biçimi, inanış gibi ögeleri tanıtmak.
3- Çeşitli alanlardaki olay, gelişme ve çalışmaları bildirmek
4- Toplumsal kesim arasında bir anlayış geliştirmek

BELGESEL SİNEMANIN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

Sinemada “belgesel” diye adlandırdığımız tür, sinema tarihinin belli bir döneminde belirgin bir yöntem olarak birden bire ortaya çıkmamış, belli bir yapımda yeni bir bir film kavramı olarak birdenbire doğmamıştır. Tersine, belli bir süreç içinde ve somut nedenlerden ötürü gelişerek doğmuştur. Bu nedenler kısmen özenci çabalardan, kısmen propaganda amacına hizmet etme isteminden, kısmen de estetik kaygılardan oluşur.

1. Dünya Savaşı’ndan önce pek çok ülkede sinema yalnızca kaçış amacına yönelik bir eğlence düzeyinde kalmaktaydı. Kişinin usunu olup bitenlerden uzaklaştırmaya yarayan bir eğlence… O sıralarda yaygınlaşmaya başlayan haber filmleri bile “denize indirilen gemilerden, futbol maçlarından ve sosyete düğünlerinden” söz ediyordu.

1. Dünya Savaşı, insanlarda kaçma isteminin yerini, içinde yaşadığımız dünyayı tanıma ve sorunlara sahip çıkma isteminin yer almasına neden olmuştur. Çekicinin, yeryüzünü gerçeğe en yakın bir biçimde kaydetme yeteneğinin bu istemle birleşmesi, belgesel sinemanın gelişiminde önemli olan etmenlerden biridir. Bunun da ötesinde, gene çekicinin kendine özgü nitelikleri bilimsel araştırmalar için bu aygıttan yararlanılmasına yol açmıştır.

Belgesel Sinema 1920 yılımda Robert Flaherty’nin “Nanook of the North” (Kuzeyli
Nanook) adlı filmiyle başlamıştır. Bu ilk örneği Sovyetler Birliği’nde Dziga Vertov’un “sinema-göz” deneyimleri (1923), Fransa’da Cavalcanti’nin “Rien que les heures” (Yalnızca Saatler, 1926), Almanya’da Ruttmann’ın “Berlin”i (1927) ve İngiltere’de Grierson’ın “Drifters” (Balıkçı Tekneleri, 1929) izlemiştir.
Bu çalışmalar belgesel sinemada egemen olan dört ayrı eğilimin de temsilcileri olarak alınabilirler. Bu dört eğilim doğal gerece yaklaşım biçimleriyle belirlenir.

1- Doğalcılar

Doğal çevre öykülü sinemada çok eskiden beri kullanılsa bile bir fon olmaktan öteye geçememiştir. Bu, doğanın en çok kullanıldığı Western filmlerinde bile böyledir.

Doğal çevreden temel bir gereç olarak gezi ve haber filmlerinde de yararlanıldığı olsa bile, bunlar sadece belgeleme düzeyinde kalmış, dramatik bir yapıya ulaşamamıştır.

Bu alanda ilk ve en önemli çalışmayı yapan kişi Robert Flaherty’dir. O’nun Kuzeyli Nanook (1920) ve daha sonra çektiği Moana (1926) adlı filmleri doğalcı yaklaşımı ile dikkati çeker.

Bunlar dışında, bir adada yosun toplayan dört balıkçının yaşamının anlatıldığı “Bitmiş Toprak” (1928) adlı, Jean Epstein’in çektiği film de şiirsel biçimi ve özgünlüğüyle dikkati çeker.

2- Gerçekçiler

Gerçekçi eğilim, çekici aygıtın olanakları karşısında çok etkilenen ve bu olanakları Fransız yaşamının çeşitli yönlerini görüntülemede değerlendirmek üzere kısa filmler çekmekle işe başlayan Fransız Öncülerinin (Avant-garde) çalışmalarıyla başlamıştır. Bu ilk denemeler varsıl-yoksul, kirli-temiz karşıtlıkları ve makinelerin tartımlı hareketlerinden öteye gitmeyen, bir yönüyle de sanat sanat içindir düşüncesinin tipik ürünü olan filmlerdi.

Daha sonra İngiliz Belgesel Okulu içinde etkin bir yere sahip olacak olan yönetmen Alberto Calcavanti’nin Yalnızca Saatler (1927) adlı belgeseli bu düşüncenin tipik ürünlerindendir.

Diğer filmler; Walter Ruttmann’ın “Berlin” (1927) , Joris Ivens’in “Köprü” (1928), Ivens’ın “Yağmur” (1933) filmleridir.

3- Haber Filmciler

Belgesel sinemanın haber filmlerinden pek farklı olmadığı ileri sürülür kimi kez. Bu yanılgı, her iki türün de doğal ve gerçek malzemeyi kullanmasından kaynaklanır. Ancak malzeme aynı bile olsa yaklaşım ve yorum farklıdır.
Belgesel türün özünde malzemenin dramatize edilmesi yatar. Belgesel türü geliştiren sanatçılar öncelikle bilgi aktarma ya da gelecekteki araştırmala yardımcı olma değil, gerçeği yaratıcı bir biçimde ele alınmasıyla ilgilenmişlerdir. Oysa haberciler güncel olayların en kısa sürede ve en kısa
yoldan seyirciye iletilmesiyle ilgilenmişlerdir.

Bu alandaki en önemli kişi “kino-glaz- sinema-göz” kuramıyla Dziga Vertov’dur. Dziga Vertov kamerayı bir insan gözü gibi düşünmüş ve onu insanın olabileceği heryere sokarak, görüntüler yakalamıştır. Yorumu ise kurguya bırakmıştır.

1935 yılında “Time” dergisinin başlattığı 13 bölümlük “March of Time” adlı çalışma da, bu derginin siyasal görüşüne paralel olarak hazırlanmış çalışmalardır.

4- Propagandacılar

Propagandayı, birey ya da toplulukların belli bir görüş ya da amaç doğrultusunda etkilenecek biçimde bilgilendirilmeleri diye alabiliriz.

Çeşitli dönemlerde tanıtma, bilgilendirme, eğitme ve amaçlanan doğrultuda etkileme görevlerini yüklenen belgesel sinema çalışmalarının hemen hepsini bu başlık altında toplayabiliriz. Bu yaklaşımın değişik örneklerini Sovyetler Birliği, Almanya, İtalya, İngiltere ve ülkemizde görebiliriz. Bunlardan İngiltere’de İngiliz Belgesel Okulu’nun belgesel sinemaya katkıları anılmaya değerdir.

İngiliz Belgesel Okulu, Flaherty ve Sovyet yönetmenlerin ortaya koyduğu örneklerden kaynaklanan, se sögesinin de katılmasıyla daha geniş olanaklar kazanan bir belgesel akımı olarak doğmuştur.

Bu akımın kurucusu ve yönlendiricisi John Grierson’dır. 1928 yılında çektiği “Drifters” (Balıkçı Tekneleri), Grierson’ın ilk filmidir. Bu filmde Grierson, stüdyo dışına çıkarak dramını doğrudan doğruya yaşanan gerçekliğin kendisinden alan bir konuyu, ringa balıkçılarını işlemiştir. Bir toplumbilimci olan
Grierson kendi görüşlerini yansıtabilmek için Flaherty’den edindiği estetik bilgileri, Eisentein ve Pudovkin tarafından geliştirilen senkronik yapı ve dinamik kurgu ilkeleriyle birleştirmiştir.

Olağan bir olaydan bir dram yaratma ve bunu olağanüstüden çıkarılan dramın karşısına geçirme istemi bu okulun temel düşüncesini oluşturmaktaydı.

Belgesel Filmin Türleri

a- Biçim ve İçerik Açısından
- Haber Belgeseli
- Gezi Belgeseli
- Toplumsal Belgesel
- Araştırma Belgeseli
- Bilimsel Belgesel
- Tarih Belgeseli
- Propaganda Belgeseli
- Derleme Belgesel

b- Tarihsel Gelişim Açısından

- Keşif Gelişim Açısından
- Sinema-Göz
- İngiliz Belge(sel) Okulu
- Kent Gerçekliği
- Propaganda Amaçlı Belgeseller
- Tarihi
- Savaş
- Yeni Gerçekçi Akımı
- Çağdaş Akımlar
- Sinema Gerçek
- Özgür Sinema
- Dolaysız Sinema

About these ads

Entry filed under: - Belgesel Sinema, Kamera Arkası. Tags: .

Türkiye’de Kısa Film TÜRKİYE’DE BELGESEL SİNEMA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kategoriler

Son Yorumlar

asinema on Sözlerin Ötesinde

Blog Stats

  • 164,203 hits

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: