Türkiye’de Kısa Film

Temmuz 12, 2007

26sinema08.jpgNedir Şu ‘Kısa Film’ Dedikleri?

 Dünya çapında içerik ve boyut bakımından birbirinden farklı bir çok tanımı olmasına rağmen, genel olarak kısa filmi şu şekilde açıklayabiliriz; Bir konu, düşünce yada temanın, yönetmeninin ( veya yaratıcılarının ) teknik bilgi, olanak ve anlatabilme yeteneğinin sınırları içerisinde, dünya standardı olan ortalama yarım saati geçmeyecek şekilde, pelikül yada dijital imkanlarla görselliğe aktarılmasıdır. Kısa filmler, gerek nitelik, gerekse nicelik bakımından özgün, özgür, yaratıcı ve bağımsız -işlevsel- sanat eserleridir. Üretim sürecinde yaratıcılarına tecrübe kazandıran, üretim sonucunda ise seyircilerine yeni vizyonlar açan birer görsel öğretmendir. Sinemanın en büyük gereksinimi olan yeni konu, yeni tema, yeni anlatım biçimi, yeni fikirler, yeni oyuncu, yeni yönetmen gibi unsurlar kısa film sanatı sayesinde elde edilebilir. Bu sanat türü, gelişen teknoloji ve sinema dilini sürekli kullanıyor olmasıyla, sinema endüstrisine, genç ve yetenekli beyinler kazandıran bir kaynak işlevi görür.

Kısa Film Türleri

Kurmaca; konu, oyunculuk, mekan, zaman, kurgu, müzik gibi bilindik sinemasal kodları kullanan, giriş/gelişme/sonuç gibi genel geçer anlatım kurallarına -çoğu zaman- bağlı kalan film türüdür.

Deneysel; yukarıda saydığımız ve diğer bilindik sinema kural ve anlatımlarının dışında da, yeni söylem teknikleri geliştiren, özgünlüğün ve yaratıcılığın en uç örneklerinin görüldüğü film türüdür. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin önde gelen deneysel sinemacılarından sevgili Sabri Kaliç’in dediği gibi, deneysel sinema, sinemayla birlikte başlayıp, onu sürekli besleyen ve ona bir tür “sinema laboratuar”ı işlevi gören, alışılmışın dışında örnekler üreten tek türdür.

Canlandırma; animasyon mantığını kullanarak, cansız nesneleri, bazen çizim, bazen bilgisayar teknolojisiyle hareket ettirmeye dayanan, yapımı zor ve zahmetli bir film türüdür.

Not: Belgesel film, her ne kadar bazı kaynaklarda bir kısa film türü olarak gösterilmeye çalışılsa da, yapılış amacı, içeriği ve yöntemi ile kısa filmden tamamen farklı bir kulvardadır.

Sinemaya Kısa Film İle Başlamış Bazı Yönetmenler

Geçmişte sinema okullarında verilen zorunlu kısa film ödevlerinin yanı sıra, tecrübe edinme veya sinemasal düşünme adına yapılmış bazı kısa filmlerin yaratıcıları, günümüzde, uzun metrajlar çekmiş, çeşitli ödüller, başarılar ve paralar kazanmış birer ‘yönetmen’ artık.

  • Çağan Irmak; “Masal”, “Kurban”, “Bana ‘Old and Wise’ı Çal”
  • Derviş Zaim; “Kamerayı As”
  • Fatih Akın; “Sensin (You’re The One!)”, “Getürkt”
  • Handan İpekçi; “Cumhur Bey”
  • Sinan Çetin; “Baskın”, “Halı Türküsü”
  • Kudret Sabancı; “Batan Güneşin O Eski Hikayesi”, “Mutfakta Biri Mi Var?”
  • Mustafa Altıoklar; “Sniper”, “What’s Gonna Happen Next?”, “Murder at First Degree”, “Lapsus”, “Balcony”, “Agony”, “Footsteps”, “My Line”
  • Nuri Bilge Ceylan; “Koza”
  • Reha Erdem; “İnsan Nedir ki?”
  • Tayfun Pirselimoğlu; “Dayım”, “Sükut Altındır”
  • Serdar Akar; “Tanata Masturi”, “Kan Kardeşler”, “Romeo ve Juliet”, “Kalbim Bir Ada Olmaz mıydı Sana?”


Türkiye’de Kısa Filme ve Sinemaya Bakış Açısı

Birkaç yıl önce İFSAK Kısa Film Festivali kapsamında Türkiye’ye gelmiş, geçimini yönetmen yardımcılığı ve kısa film yönetmenliği yaparak sağlayan, 55 yaşlarındaki Patrick Halpine İle, “Annenin Armağanı” adlı kısa filminin gösteriminden sonra Hilmi Etikan’ın çevirisiyle bir söyleşi yapılmıştı. Kendini tanıtırken Fransa’da uzun metraj film yönetmenlerinin (biri de Luc Besson) yardımcılığını yaptığını ve yönetmen koltuğunda sadece kısa film çektiğini söyledikten sonra sıra salondaki seyircilerin sorularına geçildi. İlk soru bir sinema öğrencisinden gelmişti; “Bu yaşa gelmişsiniz, neden hala uzun metraj, normal bir film yönetmediniz?” Adamcağız bu soru üzerine neredeyse bir dakika toparlanamadı. Şaşkın bakışlar arasında, ilk defa böyle bir zihniyetle karşılaştığını, Avrupa’da meslekleri sinema olan kişilerin hiçbir zaman yönetmen olma sevdasında olmadıklarını, herkesin kendi işini en iyi şekilde yapmak için çaba harcadıklarını söylemişti.

İşte bu küçük anı bile, sinemaya bakış açısının Türkiye’de ve yurtdışında ne kadar farklı olduğunu kanıtlıyor. Dünyadaki kısa film endüstrisinin aksine, Türkiye’de bir basamak olarak görülen kısa film sektörü, ne yazık ki, hala, başlı başına bir sanat olayı olarak kabul edilebilmiş değildir.


Türkiye’deki Kısa Film Yarışmaları ve Festivalleri

Türkiye’de bilinen ilk kısa film yarışma ve toplu gösterimleri, Robert Koleji Sinema Kulübünün, 18-21 Haziran 1967 tarihleri arasında gerçekleştirdikleri “1. Hisar Kısa Film Yarışması”dır. Sonraki yıllarında kendi içlerindeki bölünmeler ve dışarıdan gelen baskılar yüzünden zor dönemler atlatan Hisar’dan sonra seksenli yıllarda İFSAK’ın düzenlediği kısa film günleri başlar. Hala devam etmekte olan ve şu an Türkiye’nin en olgun kısa film festivali olduğunu söyleyebileceğimiz İFSAK Kısa Film Festivali, yurtdışından katılan kısa film örnekleriyle Türk seyircisinin kısa filme bakış açısını büyük ölçüde değiştirmesinde öncü olmuştur. Ankara Film Festivali, Antalya Altın Portakal Film Festivali ve İzmir Kısa Film Festivali gibi organizasyonlar kısa film için olumlu adımları oluşturur. Bunların yanı sıra Anadolu, Boğaziçi, Ege, Marmara, Maltepe, ODTÜ, Sabancı, Selçuk, Uludağ ve Yıldız Teknik gibi üniversitelerin bünyelerinde düzenlenen kısa film yarışma ve festivalleri, özellikle gençlerin üretimlerini -objektif- olarak ortaya koyduklarından dolayı, kısa filmin gelişimine katkı sağlayan en önemli unsurlardır. Aşağıdaki tablo, (çoğu hala devam eden) kısa film yarışma ve festivallerini göstermektedir.

  • Ada Kısa Film Festivali
  • AFM Kısa Film Festivali
  • Akbank Kısa Film Festivali
  • Altın Koza Film Festivali
  • Anadolu Üniversitesi Kısa Film Festivali
  • Animasyon Filmler Festivali
  • Ankara Film Festivali
  • Antalya Altın Portakal Film Festivali
  • Avrupa Gençlik Festivali
  • Avrupa ve Akdeniz Kısa Metrajlı Film Festivali
  • Bil’s Kısa Film Yarışması
  • Bilkent Üniversitesi Öğrenci Filmleri Festivali
  • Bodrum Çevre Filmleri Festivali
  • Columbia Tristar Kısa Film Yarışması
  • Ege Üniversitesi Kısa Film Festivali
  • Foça Çevre Filmleri Festivali
  • Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Gençlik Festivali
  • Halikarnas Balıkçısı Kısa Film Maratonu
  • I-Can Kısa Film Yarışması
  • İF İstanbul Bağımsız Filmler Festivali
  • İFSAK Kısa Film ve Video Festivali
  • İstanbul Ulusal Kısa Film Festivali
  • İzmir Kısa Film Festivali
  • Kısa Film Haftası
  • Kısa Metrajlı Komedi Filmleri Yarışması
  • Körler Federasyonu Kısa Film ve Senaryo Yarışması
  • Köyceğiz Altın Aslan Film Festivali
  • Kuşadası Kısa Film Şenliği
  • Maltepe Üniversitesi Kısa Film Günleri
  • Marmara İletişim Kısa Film Günleri
  • ODTÜ Kısa Film Buluşması
  • Öğrenci Filmleri Festivali
  • Öğrenci Kenti Festivali
  • Özel Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği Kısa Film Yarışması
  • PASO Öğrenci Filmleri Festivali
  • Sabancı Üniversitesi Kısa Film Günleri
  • Selçuk Üniversitesi KISA-CA Film Festivali
  • Senin Filmin Kısa Film Yarışması
  • Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali
  • Uludağ Üniversitesi Sinema Topluluğu Kısa Film Festivali
  • Uluslararası Çevre Filmleri Festivali
  • Yıldız Kısa Film Festivali


Türkiye’de Kısa Filmin Geleceği veya “Ne Yapmalı?” Sorusu

Kısa film her zaman kendi konumunu kendi yaratmış bir sanat dalıdır. Her ülkenin, başta ekonomik şartlarına bağlı olmak kaydıyla, kendine özgü bir kısa film platformu vardır. Gelişmekte olan ülkeler listesinde yer alan Türkiye’de, kısa filme ayrılan maliyet doğrudan içeriğe yansımıştır. Tek mekanda geçen (genellikle öğrenci evleri) psiko-bunalım gençlik hikayeleri, (öğrenci olmasına rağmen silah almak için para bulabilen!) intiharın eşiğine sürüklenmiş kaybedenler, sebeplerini tam anlayamadığımız cinayetler, film boyunca birilerinden (çoğunlukla kendinden) kaçan kişiler, sanki başka mekanda çekilirse film olmayacakmış gibi Beyoğlu’nda geçen sigara, alkol ve uyuşturucu öyküleri, amaçsızca çalınan (!) “Fight Club” ve “Matrix” gibi popüler filmlerin müziklerinin kullanımı, bittiğini sandığımız filmin başlangıç noktasına dönerek noktalanması�vs. Her ne kadar maliyetle doğru orantılı olsa da, saydığımız bu -içerik fakiri- kısa filmlerin, bir an önce seyirciler, jüri üyeleri, sinema okullarındaki öğretim üyeleri ve tabi ki kısa film yaratıcıları tarafından ciddi bir şekilde eleştirilmesi gerekiyor. Bu yapıcı eleştiriler, kısa filmin gelişimine olumlu bir katkı sağlayacak ve kısa filmi olması gereken rotaya sokacaktır.

Türkiye’de, gelişen ve ucuzlayan teknolojinin kullanımı, nedense, yurtdışındakinin aksine, basit içeriğe, kötü görüntülere ve kolaycı anlatıma yol açmıştır. ( Hemen belirtelim, 12 Megapiksellik bir görüntü kalitesi sağlayan ve sinemanın temel malzemesi kabul edilen 35 mm karşısında, dijital videolar oldukça zayıf kalmakta, iyi kullanılmadığında, flu, karanlık ve çoğu zaman ayrıntılanamamış görüntüler vermektedir. ) Ancak, dijital videoların yaygınlaşması ve ucuzlaması, non-lineer kurguya imkan veren programların ve bilgisayar fiyatlarının düşmesi kısa film üreticileri için büyük fırsattır. Bunu avantaja dönüştürmek ise bizlerin elindedir.

Kısa film üretiminde önce lokal, sonra ulusal birliğin oluşması gerekmektedir. Bu sayede diğer örneklerin daha hızlı gözlemlenmesi sağlanarak, ürün çeşidi ve kalitesi artacak, gençlerin, görüntü yönetmenliği, senaristlik ve oyunculuk gibi, kısa filme (öncelikli) gerekli dallarında, branşlaşmalarına sebep olacaktır.

Kısa filmciler, Sinema-TV-Medya sektörüne hizmet veren profesyonel kişilerle temasa geçerek onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmalı, karşılığında kaliteli yapıtlara imza atarak etkileşimi sürdürmelidirler.

Son olarak yazımızı, yıllardır Türk kısa filminin gelişimi için büyük ölçüde çabalar harcayan Sn.Hilmi Etikan’ın görüşleriyle bitirelim. Etikan’a göre kısa filmi kurtarmanın birkaç yolu var.

Bunlardan ilki, Fransa’da “Unifrance”, Yunanistan’da “Greek Film Centre”, Macaristan’da “Hungary Film Unio”, Meksika’da “Instituto Mexicano de Cinematografia” yada İran’da “Iranian Young Cinema Society” örneklerinde olduğu gibi Türkiye’de de özerk bir “Ulusal Sinema Merkezi” kurulmalı. Bu kurum içinde, kısa film bölümüne kapsamlı bir yer ayrılmalı. En az üç-dört katlı bir binaya, on beş kişi kadar sürekli çalışan bir kadroya, bilgisayar donanımlarına, arşive, film izleme odalarına, web sayfasına sahip olmalı. Giderler devlet bütçesinden sağlanmalı.

İkincisi, Danimarka’da “The National Film School of Denmark”, İngiltere’de “London Film Scool”, Polonya’da “Polizsh National Film-TV& Theatre School”, İsveç’te “Swedish Film Institute”, İsrail’de “Camera Obscura School of Art” gibi yurtdışı örneklerinin bulunduğu nitelikli sinema okulları kurulmalı. Bu yüksek okulların, bir fakültenin bölümü olarak değil, yetenek sınavı ile öğrenci alan ayrı birer eğitim merkezleri olarak çalışmalı. Daha ilk yıldan başlayarak, yönetmen asistanlığı, ses, kurgu, senaryo, oyunculuk ve sanat yönetimi gibi bölümlere ayrılmalı, uygulama ağırlıklı bir program izlenmeli.

Üçüncüsü, Avusturya’daki “Sixpackfilm”, Belçika’daki “La Boite Production”, Fransa’daki “Premium Films” gibi, kısa filmleri finanse eden ticari prodüksiyon şirketleri, Türkiye’de de kurulmalı. Kısa film yönetmenlerine, proje aşamasından filmin gösterim aşamasına kadar ciddi parasal destekler sağlanmalı. Tabii, sadece özel şirketlerin değil, devletin de katkısıyla.

Kısa Film İçin Ne Dediler?

Aşağıda, Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü bünyesinde çıkartılan sinema dergisi “Büyülü Fener”de yayınlanan, kulüp üyelerinin sektör çalışanlarıyla gerçekleştirdikleri röportajlardan alınmış, kısa film üzerine düşünceler yer almaktadır.

Belmin Söylemez: “Türkiye’de yeterince kısa film yapılmıyor. İnsanlar dışarıda kısa film yapıyorlar ve bu şekilde yönetmen oluyorlar. İFSAK kısa film günleri için Fransa’dan gelen bir prodüktörle konuşmuştum. Fransa’da yönetmen olacak birine önce kısa film çekme şansı tanınıyor. Tüm teknik malzeme ve montaj olanakları için belediyeden, kültür bakanlığından yada yerel idarelerden bir sponsor bulunuyor. Çünkü geleceğe ve sinema sektörüne bir yatırım olarak görülüyor. Herkes bedavaya çalışıyor, teknik imkanları karşılanıyor. Türkiye’de zaten öyle bir sistem yok, herkes düşe kalka film yapıyor kendi kendine.”

Yeşim Ustaoğlu: “Kısa metrajlı film başlamak için ekonomik açıdan önemli bir adım. Ama yaratıcılık açısından kısa ve uzun metraj arasında bir fark görmüyorum ben. Sanat yapıyorsanız yaratıcılığınızı ve dilinizi ifade etmeniz gerekir, kısası uzunu arasında fark yaratmamanız lazım. Ama dediğim gibi öğretici olması açısından ve masrafı daha az olduğundan kısa metraj başlangıç için iyi bir yol. Kendinizi daha olgunlaşmış hissettiğiniz zamanda uzun metraja başlamak ihtiyacı duyuyorsunuz. Dünyanın diğer ülkelerinde ticari mekanizma açısından kısa metrajında yeri olduğu için, orada sadece kısa metrajla devam eden birçok arkadaşım var. Bende bu yıllarda kısa metraja devam etmek istiyorum.”

Mehmet Açar:
“Kısa film ile alakalı çok festival var. Neden? Çünkü kolay. Bir jüri kuruyorsunuz, insanlardan filmlerini istiyorsunuz ve bir yarışma düzenliyorsunuz, festival oluveriyor. Kimisinin teması oluyor, çoğunlukla öğrencilerden gelen filmler oluyor ve genel izlenimim, çok iyi olmadıkları. Fakat yarışmaların yapılması kötü de değil. Çok yarışma olmasının hiç bir sakıncası yok. İnsanlar motive olup film çekerler, o yarışmaların yapılmasının heyecanı olur ve insanlar bir şeyler üretmiş olurlar. Yani yarışma ve festivallerin olması ve bunların sayısının artması hiç kötü değil. İnsanlar ne kadar çok film çekerse o kadar iyi. Ama genel düzey iyi değil. Yani kısa film düzeyi pek iyi değil. O yıl toplamda 150-200 film çekiliyor ise iyi olanları bir kenara ayırdığımızda sayıları iki elin parmaklarını geçmiyor.”

Pelin Batu: “Türkiye’de sinema eğitimi çevremdekilerden duyduğuma göre, insanların önünü pek açmıyor. Teoride bir şeyler veriyor ama bunu pratiğe dökmek çok zor. Ama buna rağmen çok güzel şeyler çıkabilir. Eğitim gerçekten de önemli ve eğitim sadece kitap okumak değil. Eğitim bir şeyi gerçekten de araştırmak, derinine inmek. Genelleme yapmayayım ama, mesela en son sizin geçen seneki festivalde gözlemlediğim şey, çok kötü filmler vardı. Bunun birkaç nedeni olabilir. Kolaya kaçmak, çok fazla çalışmamak, uğraşmamak ve bir de kendini fazla beğenmek. Çünkü insan kendini fazla beğenirse uğraşmaz, araştırmaz ve kolaya kaçar. Ama arada güzel şeyler de çıkıyor ve diğerlerinin arasında parlıyor. Ben Newyork Üniversite’sinde iken beş tane kısa filmde rol almıştım. Orada da çok kötü şeyler çıkabiliyor, hiç kimse deha doğmuyor sonuçta ama orada çok fazla çalıştırıyorlar öğrencileri. Neredeyse her hafta film çekiyorlar. Bu biraz parayla ilgili ama çektikçe insan daha iyileşiyor. Dolayısıyla orası ile burası arasındaki en büyük fark bu. Çok çalışmak.”

Rıza Kıraç: “Önceden “her mühendisin, her doktorun çekmecesinde bir roman olurmuş” artık her mühendisin çekmecesinde bir tane film senaryosu var. Yani herkes film çekmek istiyor. Bu hoş bir şey ama kapasitemizi de bilelim. Ben mesela bir otomobil motoru dizayn etmeye çalışmıyorum. Bunu yapmak istiyorsanız ya kurslara katılın, ya setlerde çalışın, bilfiil emekçi olarak piyasada çalışın, neyin ne olduğunu bir görün ve ondan sonra bu işi yapmaya başlayın. Yani bunun olanakları da yok değil.”

Entry Filed under: - Kısa Film, Kamera Arkası. .

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kategoriler

Son Yorumlar

asinema on Sözlerin Ötesinde

Blog Stats

Blogroll

Kategori Bulutu

- Animasyon - Belgesel - Belgesel Sinema - Deneysel - Dünya Sineması - Dünya Sinemasından - Festivaller, Yarışmalar - Filmler - Işık - Kamera - Kurgu - Kurmaca - Kısa Film - Oyuncular - Senaryo Yazımı - Ses - Sinema Akımları - Türk Sineması - Türk Sinemasından - Tür Sineması - Unutulmaz Sahneler - Yönetmenler Haberler: Kamera Arkası Kısa Film İzle Sinefil Özel Sinema Kritik: