Film Noir (Kara Film)

Temmuz 17, 2007

Scarface(1932) Hovard HawksVaroluştan günümüze dek süren gelişim sürecinin tüm birikimleri hizmetine amade olan bir nesil olarak şanslı sayılırız belki. Ancak bu ölçülemez birikim her alanda kaoslarını da beraberinde getiriyor. Tanımlar, kavramlar daha doğrusu herşey birbirine karışmış, artık anlaşılamaz bir hal almış durumda. Sinema sanatı da bu karmaşanın en merkezindeki yansıtıcı görevi dolayısıyla, kendi karmaşalarını çoktan oluşturdu bile. Film Noir, Türkçe’leştirilmiş hali ile “Kara Film”de bu tablonun en özel köşelerinden birinde yerini almış durumda…

Bir tür müdür, tarz mıdır, yaklaşım ya da anlatım biçimi midir hala karar verilemezken, kesin olan şey şu ki; Kara Film, kendisini keşfeden izleyiciyi avuçlarının içine alarak, hayatın en karanlık noktalarına ve insan psikolojisinin en öz ve derin aksedişlerine dair kafa yormaya mecbur bırakacak kadar etkileyici. Kara Film’le ilgili kısa bir tura çıkacak olursak, Dr. Caligari’nin Muyenehanesi’ne (1919) uğrayıp Alman Dışavurumculuğu’nun ilk sinyallerine şahit olduktan sonra, ilerleyen yıllarda bu türün karakteristik özelliklerinden ciddi bir şekilde etkilendiğimizi farkediyoruz. 1940′lı yıllarda başlayan Sherlock Holmes tadında dedektif hikayelerine, hastalıklı karakterlerimizi de monte edip, loş otel odasındaki kırmızı koltukta tüm dişiliğiyle sigarasını tüttüren “famme fatale” karakterin, ruhlarımızın en hayvani noktasında bizi esir edişine gönüllü olduktan sonra, 40′lı yılların ortasında Fransız eleştirmen Niro Frank’ın adımızı koymasıyla meşrulaşıp yolumuza hızla devam ediyoruz…

Evet, Niro Frank’in isimlendirmesine kadar kendi varlığından haberdar olmayan Kara Film, çeşitli evrimlerden sonra günümüzdeki şeklini almıştır. Aslında hala “Hangi film Kara Film’dir?” sorusunun standart bir cevabı vardır denemez. Ancak bazı genel kabuller mevcuttur. Yukarıda da yazdığım gibi Alman Dışavurumculuğu’ndan ciddi şekilde etkilenmekle beraber, kendine has karakteristik özellikler de sergilemektedir. 1940-60 arası dönemde çekilen bu tarz fimler, Klasik Kara Filmler olarak adlandırılır ve bu filmlerde günümüzdekilerden çok daha kapalı bir anlatım söz konusudur. Klasik dönemde, 2. Dünya Savaşı ile yaşanan buhranlar, filmlerde kendine yer bulmuş ve sinema perdelerinde, melankolik, kasvetli, bıkkın, paranoyak ve yalnız karakterler boy göstermiştir. Erkek karakterlerin ağırlıkta olduğu filmlerde, “famme fatale” tipler başkaldırısını arka planda ve sinsice yapmıştır ve kahramana boyun eğdiren tek unsur olarak izleyicinin karşısına çıkmıştır. Erotizm ve şiddet kendini yavaş yavaş hissettirirken, her geçen gün karakterler daha da hastalıklı, dünya daha da acımasız ve insanlık daha da yoldan çıkmış bir şekilde işlenir olmuştur…

1960 sonrası döneme bakıldığında postmodernizmin de etkisiyle, daha açık bir ifade şekli benimsenmiş, pesimist karakterler ahlaki çöküşün pençesinde kıvranırken çareyi şiddette aramış, “fame fatale” lar daha ön plana çıkarılmış bu da beraberinde cinselliğin sınırsız kullanımını getirmiştir…

Kara Film’de şiddet çok önemli bir öğedir. Şiddete sebep olarak gösterilen hemen her unsur da, tarzın bünyesinde bulundurduğu ve anlatımına ciddi destek sağlayan unsurlardır. Ama içerisinde hasta karakterler olan, karanlık mekanlarda geçen ve şiddet içeren her film bu sınıfa giremez. Bu noktada ortaya çıkan sorun, yukarıda da yazdığım gibi kategorize edilme aşamasında yaşanan karmaşa. Benim kişisel görüşüm, bir filmi Kara Film olarak nitelendirecek olan tek otorite izleyicidir. Zira tarzın en önemli özelliği, -yapılabildiği kadarıyla- tanımlarından öte, izleyiciye verdiği o sıradışı ve “bu diğerleri gibi değil” dedirten, çarpıcı etkisinde gizli…

Taxi Driver (1976) M.Scorsese

Hollywood’a Göçmen Sinemacıların armağan ettiği tarz, Amerikan yaşam tarzı ve göçmen halkların oluşturduğu kültür farklılıklarını ve bu manzaranın ortaya çıkardığı aksaklıkları, iyi birer malzeme olarak kullanıp, Amerikan Sineması’nı da kısa zamanda fethetmiştir. Bu coğrafyanın ve yaşanan siyasi ve ideolojik değişimlerin ortaya çıkardığı kişiler, sosyal hayat, hastalıklar ve çarpıklıklar, Kara Film için bulunmaz birer konu olmuş ve değişim sürecinde kendisine en önemli yardımcılar olarak perdelere yansımışlardır…

Film Noir, yazması oldukça zor bir konu. Çünkü ciddi bir tanımlama sıkıntısı söz konusu. Literatürü incelediğinizde de bu manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bu yüzden çok fazla kesin bilgiler vermekten kaçındım. Ancak benim bu tarzda önemsediğim şey topluma ayna tutuşundaki yadsınamaz başarısı. Tabi ki özel olan örneklerden bahsediyorum. Çürümüşlüğü konu eden bir filmden çıkarılabilecek çok ders olur diye düşünüyorum. İnsan psikolojisinin de, en özgün anlatımlarına bu tarzda raslıyor oluşumuz da, tarzı oldukça faklı bir boyuta taşıyor. Kara Film diye nitelenen iki filmi yanyana koyduğunuzda, “bunların ne benzerliği var” diyebileceğiniz kadar da farklı üsluplarda örnekler mevcut. Bunun sebebi esinlenilen unsurların bir biriyle benzeşmeyişinin yanı sıra, sinema sanatının teknik ögelerinin kullanımındaki tercih farklılıkları da olabilir…

Alfred Hitchcock, Orson Welles, Stanley Kubrick, David Lynch, Joel Coen, Martin Scorsese, Ridley Scott gibi isimler, Kara Film’de çeken yönetmenler olarak karşımıza çıkıyor. Bu tarzda kabul edilen bazı filmleri de aktarmak istiyorum…

  • Scarface (1932)
  • Citizen Kane (1941)
  • Casablanca (1942)
  • Shadow of Doubht (1943)
  • Ministry of Fear (1944)
  • Scarlett Street (1945)
  • Body and Soul (1947)
  • The Naked City (1948)
  • Niagara (1953)
  • The Killing(1956)
  • Touch of Evil (1958)
  • Madigan (1968)
  • Serpico (1973)
  • Night Moves (1975)
  • Taxi Driver (1976)
  • The Late Show (1977)
  • Blood Simple (1984)
  • Kill Me Again (1989)
  • Wild At Heart (1990)
  • Night and The Sity (1992)
  • Pulp Fiction (1994)
  • Natural Born Killers (1994)
  • Heat (1995)
  • The Usual Suspects (1995)
  • Face Off (1997)
  • Dark City (1998)
  • Memento (2000)
  • Mulholland Drive (2001)

Filmleri gördükçe Kara Film’in ne olduğuna dair kendi fikriniz oluşacaktır. Önemli olan tarzı ya da türünden ziyade ne anlattığı ve size ne hissettirdiğidir diye düşünüyorum…

Kaynak: http://www.7ncisanat.com/?p=22

Entry Filed under: - Tür Sineması, Sinefil Özel. .

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kategoriler

Son Yorumlar

asinema on Sözlerin Ötesinde

Blog Stats

Blogroll

Kategori Bulutu

- Animasyon - Belgesel - Belgesel Sinema - Deneysel - Dünya Sineması - Dünya Sinemasından - Festivaller, Yarışmalar - Filmler - Işık - Kamera - Kurgu - Kurmaca - Kısa Film - Oyuncular - Senaryo Yazımı - Ses - Sinema Akımları - Türk Sineması - Türk Sinemasından - Tür Sineması - Unutulmaz Sahneler - Yönetmenler Haberler: Kamera Arkası Kısa Film İzle Sinefil Özel Sinema Kritik: